-sal/-sel ekinin Fransızca çakması olduğunun TDK tarafından itirafı:

Ekin yeni uydurulup kullanıma sokulduğu yıllarda Osmanlıcadan Türkçeye Karşılıklar Kılavuzu’nda yer alan ifadeye dikkat edin:

Anıtsal’deki son «l» Fransızca monumental’deki gibi ince okunacakmış. Tek başına bu bile ekin Fransızca çakması olduğunu kanıtlamaktadır.

 UYDURUKÇACILARIN SAL/SEL EKİNİN TÜRKÇEDE BULUNDUĞUNA DAİR SÖZDE ÇÜRÜK DELİLLERİ

Sözcüklerin kökenine bile bakmadan «işte tarihsel kanıtlar» diyerek bin yıllık Türkçe olduğunu iddia ettikleri sözde deliller üzerinde tek tek duracak olursak:

 sarsal: Bu sözcük hapax legomenon bir sözcük olarak kayda geçmiştir; yani sadece Dîvânu Lugâti’t-Türk’te geçmektedir. Şayet bir imla veya okuma hatası yok ise sansar sözcüğünün ses değişimine uğramış bir şekli olabilir.

 arsal: Bu sözcük Dîvânu Lugâti’t-Türk’te arsik şeklinde yazılmış ve Brockelmann tarafından arsıl, Besim Atalay tarafından arsal şeklinde düzeltilmiş(!) Ünlü uyumuna uymayan arsik şeklindeki sözcükte sik Çince «renk» anlamı bulunan bir sözcüktür.

 kumsal: Burada sal bir ek değil, «kıyı, kenar» anlamına gelen bir sözcüktür. Bu anlamdaki sal, TDK Kişi Adları Sözlüğü’nde kayıtlıdır.

 yoksul: Sözcüğün aslı yoksuz şeklindedir. (Karşılaştırın: varlı «zengin») Bir de buna bakarak zengin anlamında varsıl sözcüğü uydurulmuştur. Türkçe kaidelere göre sAl şeklindeki bir ekin sul şeklinde /u/’lu şekli zaten bulunmayacağından bunun kıyasa dahil edilmesi dahi abestir.

 burunsal: Bu da aslında birleşik bir sözcük olup burada sal bir ek değil salmak fiilinin emir şeklidir.

 baysal: Arapça faysaldan başka bir şey değildir. Köken araştırması yapmadan bu sözcüğü uydurma sAl ekinin bazı Türk lehçelerinde de kullanıldığına örnek diye gösterenlere de rastlayabilmekteyiz. Ancak Kazak ve Kırgız Türkçeleri gibi bazı lehçelerde f>b değişiminin örnekleri mevcuttur. Mesela fal >bal.

 uysal: Diğerlerinden farklı olarak fiilden türemiş bir sözcüktür. Bu sözcük uydurma sAl ekinin hem isimlere hem de fiillere getirilebileceğini söyleyenler tarafından örnek diye gösterilmektedir. Sözcüğün birbirine zıt gibi görünen iki manası bulunmaktadır: 1. Aptal, bön, başkasının sözüyle davranan [= başkalarının sözüne uyan]. 2. Geçimsiz, kavga çıkaran, takılan. Sözcük ilk anlamıyla uysak şeklinde de tespit edilmiştir. Belki de bu iki farklı şekil Tarama Sözlüğünde bulunan usañ / usal sözcüğünden ünsüz türemesi ile çıkmıştır. Bu ihtimalin dışında uysal ve uysak biçimleri birlikte düşünüldüğünde uy- fiiline önce -sa eki getirildiği, sonra buna -l(ı) / -k eklerinin getirildiği söylenebilir. Her iki ihtimale göre de fiile getirilen ve aidiyet/mensubiyet anlamı bulunan bir sAl ekinden söz edilemez.

 savsal: Bunun kökü savsamak fiili olduğundan ve savsak şekli de bulunduğundan sAl diye bir ekten söz edilemez.

 soysal: Bu birleşik bir sözcüktür: soy ve salmak fiilinin emir şekli olan sal.

 yensel: Bu sözcüğün yiyimsel şekli de vardır. Yensel Derleme Sözlüğünde «Az tatlı» anlamında, yiyimsel ise «lezzetli» anlamında kayıtlıdır. Burada sel ek değil, Arapça kökenli bir sözcüktür: sel “bir parça, az” < Arapça sehl “kolay, yumuşak” ~ sehel “Az, cüz’i, azacık, pek basit.”

 kepsel: Bu sözcük Arapça keselden başka bir şey değildir: kepsel «Ağırlık, uyuşukluk, tembellik, güçsüzlük.» ~ ﻛﺴﻞ /kesel/ «Gevşeklik, uyuşukluk, tembellik, üşenme.»

 bessel: Uydurukçacıların sözcüklerin kökenlerine ve anlamlarına bile bakmadan sonu sal ve sel ile biten sözcüklerden biri de Yunanca pasteli > pestil sözcüğünün değişime uğramış şekli olan besseldir.

 kavsal: Ağızlarda kavsal, kavsak, kevsek ve kevsen gibi farklı biçimlerde birbirine yakın anlamlarda sözcükler bulunmaktadır. Bütün bunlar birlikte düşünüldüğünde yine kav kökünden sAl ekiyle bir türetim yapıldığından söz edilemez. Bütün bu sözcükler Eski Türkçe kevşemek “geviş getirmek; yumuşamak” sözcüğünden türemiş olabilir.

 Kavsul ve yersil gibi biçimler sAl ekinin /u/lu ve /i/li şekilleri bulunamayacağından ve anlamları bakımından zaten bu uydurma ekin Türkçede aidiyet/mensubiyet anlamında bulunduğuna dair örnek teşkil edemezler.

 Sözün kısası Cumhuriyetin ilk yıllarında Türkçeyi Frenkçeleştirmek için çalışanlar tarafından böyle bir ek uydurulmuş ve sonradan buna kılıf uydurmak için kökenine ve anlamına bile bakılmaksızın sonu sal/sel ve hatta sıl,sil,sul,sül,al,el,ıl,il,ul,ül gibi seslerle biten sözcükler sözde bu ekin Türkçede bin yıldan fazladır Türkçenin çeşitli kollarında kullanıldığına delilmiş gibi sıralanmıştır. Köken ve anlam bakımından bu sözde deliller incelendiğinde aslında bunların hiç birisinde aidiyet mensubiyet anlamı bulunan sAl ekinin bulunmadığı kolaylıkla anlaşılabilmektedir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

sixteen − thirteen =